GELECEK PARTİSİ GENEL BAŞKANI DAVUTOĞLU SİİRT KONGRESINDE KONUŞTU : İmaj Haber
DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 14°C
Az Bulutlu

GELECEK PARTİSİ GENEL BAŞKANI DAVUTOĞLU SİİRT KONGRESINDE KONUŞTU

GELECEK PARTİSİ GENEL BAŞKANI DAVUTOĞLU  SİİRT KONGRESINDE KONUŞTU
21.11.2020
31
A+
A-

Aziz Milletim,

Saygıdeğer Divan,

Bizi muhabbetle bağırlarına basan aziz Siirtli kardeşlerim,

Aziz Baykanlılar, Eruhlular, Kurtalanlılar, Pervarililer, Şirvanlılar, Tillolular…

Bizi ekranları başından izleyen değerli vatandaşlarım,

Siyasi mücadelemize yüreğini, zihnini ve emeğini koymuş gelecek gönüllüleri,

Hepinizi muhabbetle ve saygıyla selamlıyorum,

Misafirperverliğiniz için şükranlarımı sunuyorum,

Her bir mahallesinde, sokağında ve evinde Türkçe’nin, Kürtçe’nin ve Arapça’nın güzel bir ahenk içinde yükseldiği bu kardeşlik şehrini saygıyla selamlıyorum.

Hayırlı sabahların roj başa, rojbaşın sabahel hayra karıştığı bu medeniyet harmanı şehrimizdeki hemşehrilerimizi her aziz dilimiz ile selamlıyorum.

Ve hepimizi birleştiren selam ve barış sembolü olan esselamu aleykum diyerek selamlıyorum.

Allahın rahmeti, bereketi ve selamı aziz Siirtimizn ve aziz ülkemizin üzerine olsun.

Siirt, kimsenin ötekileştirilmediği, ayrıştırılmadığı, vatandaşlık ve tarihdaşlık bilincinin toplumsal dokuya nüfuz ettiği kapsayıcı demokrasi anlayışımızın güzel bir örneğini teşkil etmektedir.

Siirt’teki asırlar süren kardeşliği, komşuluk hukukunu, Rabbimizin taarruf için yarattığı ana dillere saygıyı günümüz siyasetinde yaşatmak için kurduğumuz Gelecek Partisi’nin bayrağını bu aziz şehrimizde taşımak üzere zor zamanda cesaretle görev alan Özgür Öztürk kardeşimizi ve ekibini tebrik ediyor, 1. Olağan Siirt kongremizin hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Aziz Siirtliler,

Gelecek Partimiz üç hafta sonra bir yaşını dolduruyor.

Rabbimize şükrediyoruz.

Herkesin sustuğu, sindiği ve korktuğu bir ortamda sizler, insan onurunu, ahlakı ve adaleti yüceltmek için ayağa kalktınız,

Herkesin çekindiği, sorumluluk almadığı ve kenara çekildiği bir dönemde sizler hakkı ve hürriyetleri yüceltmek için ayağa kalktınız,

Hepinizden Allah razı olsun,

Emekleriniz, alın teriniz ve cesaretiniz altın harflerle tarihe geçti.

Çünkü siz zor zamanda konuştunuz,

Çünkü siz zor zamanda meydana çıktınız,

Çünkü siz milletimizin huzur feryadına, hak feryadına, hukuk feryadına, ekmek feryadına cevap oldunuz.

Çünkü siz milletimizin, ülkemizin GELECEĞİNE SAHİP ÇIKIYORUZ dediniz.

Değerli kardeşlerim,

Büyük Kongremizin yapılmasından bu yana geçen üç hafta içinde önemli gelişmeler yaşandı.

1 Kasımda gerçekleştirdiğimiz büyük kongremiz partimizin oluşum süreci açısından da ülkemizin siyasi geleceği açısından da zorlu bir tarihi eşiğin aşılmasıdır.

Partimizin oluşum süreci açısından tarihidir, çünkü artık aziz ülkemizin her yerinde dinamik teşkilatlarıyla var olan kurumsallaşmış bir partiyiz.

Ülkemizin siyasi geleceği açısından tarihidir, çünkü artık seçimlere katılma hakkı kazanmış olan Gelecek Partisi olmaksızın bir siyasi denklem kurulması imkansızdır.

Bugünlere korku duvarlarını aşarak geldik.

Büyük Kongremizde vurguladığım gibi İstiklal Marşımızın “Korkma!” hitabından ilham alan gelecek gönüllüleri Anadolu’yu ayağa kaldırdı ve olmaz denilenleri olur kılarak milletimizin üzerindeki kara bulutları dağıtmaya başladı.

Nitekim, 1 Kasım’da gerçekleştirdiğimiz Büyük Kongre’den sonra yaşananlarda iktidarın dalga dalga yayılan bu umut karşısında duyduğu paniğin önemli etkisi bulunmaktadır.

Hiç şüpheniz olmasın!

Ülkeyi cehaletiyle ve kibriyle ekonomik bir felakete sürükleyen Hazine Maliye Bakanının istifasında da, AK Parti Genel Başkanı sayın Erdoğan’ın geçmişte kenara ittiği isimleri tekrar devreye sokma çabasında da, unuttuğu reform, hukuk, adalet gibi kavramları hatırlamasında da Gelecek Partisi rüzgarının oluşturduğu siyasi iklimin büyük etkisi vardır.

Değerli Arkadaşlar,

Her zaman söylediğimiz gibi önce siyasi iklimi, sonra siyasi dengeleri ve nihayetinde de siyasi sistemi değiştirerek ülkemizin ufkunu açacağız.

Onun içindir yorucu kongre takvimi sonrasında dinlenmeksizin 9 Kasım’da Siyasi Sistemde Gelecek Modeli sunumumuzda “Tam Demokrasi için Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem” önerimizi kamuoyumuz ile paylaştık. Bu önerimizi kendileriyle paylaşmak üzere bütün siyasi parti liderlerinden randevu talebinde bulunuyoruz.

Geçtiğimiz hafta içinde İyi Parti Genel Başkanı Sayın Akşener ve Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu randevu taleplerimize olumlu cevap verdiler ve kendileriyle hem önerimizi paylaştık hem de genel bir istişarede bulunduk.

Sayın Bahçeli parlamenter sistem önerimizi paylaşma ve genel bir istişarede bulunma teklifimizi “ancak Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemini konuşuruz” diyerek olumsuz bir cevap verdi.

Sayın Bahçeli’ye komşuluk ve misafirperverlik hukukunun en güzel örneklerinin sergilendiği Siirt’ten sesleniyorum.

Bu toprakların örfünde ve töresinde kapıyı çalan misafire hayır demek yoktur; selam verenin selamını şartlı almak da yoktur.

Ayrıca bugün parlamenter sistemin adını bile duymak istemeyen Sayın Bahçeli’ye kendi programlarını okumasını tavsiye ediyorum.

MHP programının 41. Sayfasında aynen şöyle yazıyor: “Parlamenter demokrasilerde egemenliğin yegâne sahibinin millet olduğuna, siyasi iktidarların meşruiyetinin milli iradeye dayandığına, milli iradenin tecelli ettiği yegâne merciin ise Türkiye Büyük Millet Meclisi olduğuna inanmaktayız.”
Şimdi bu ne perhiz bu ne lahana turşusu?
Kendi programlarında hala parlamenter demokrasi yazanlar bizimle parlamenter demokrasiyi görüşmekten kaçınıyorlarsa onlara önce kendinizle tutarlı olun deriz.
Yok bizimle görüşmelerine hala “Serok Ahmet” takıntısı engel oluyorsa ona da “ser sera ser çewa” diye cevap veririz.
Bize Mr. Prime Minister diye hitap edilmesinden rahatsız olmayanlar bu toprakların saf dili olan Kürtçe ile “Serok Ahmet” diye hitap edilmesinden rahatsız oluyorsa onlara da bu aziz vatanda yaşayan her insanı, o insanın dilini, dinini, mezhebini, örfünü, töresini, adetini sevmesini tavsiye ederiz. Kan ve ırk değil ülke milliyetçiliği olan vatanseverlik vatan üzerinde yaşayan herkesi sevmekle ve herkes saygı göstermekle olur.
Bana saygı ile “Serok Ahmet” diye seslenen aziz vatandaşlarıma bir kez daha haykırarak “ser sera ser çewa” diyorum.
Sayın Erdoğan’a gelince Sayın Erdoğan randevu talebimize daha cevap vermedi. Olumsuz cevap verirse bu cevap ile son günlerde dile getirdiği reform ve yeni dönem söyleminin lafta kaldığını kendisi de göstermiş olur.
Şu anda reform diye zikrettiği bütün hususlar benim kendisine 2016-2018 yılları arasında özel görüşmelerimizde tevdi ettiğim raporlarda vardır. Bu raporlarda ve mektuplarda eski bir başbakan ve AK Parti Genel Başkanı olarak samimiyetle dile getirdiğim hususlar o zaman dikkate alınsaydı ülkemiz de AK Parti de bugün bu çıkmaz içine girmemiş olurdu.

Bu raporların göz önüne alınmadığını görünce 22 Nisan 2019’da kamuoyu ile paylaştığım manifestomuzu okuyan herkes de sayın Cumhurbaşkanının son konuşmalarındaki söylem unsurlarının bu manifestoda aynen yer aldığını görür.

Peki o zaman biz bu altın yolları niye kaybettik?

Değer miydi ülke kaderinin şahsi bir iktidar hırsına kurban edilmesine?

Değer miydi aziz milletimizin kaderinin akrabalık asabiyetine feda edilmesine?

Değer miydi samimiyetle AK Parti’ye destek vermiş kitlelerin saf hislerinin bir kaç rantçının ve 28 Şubat artığının çıkarlarına peşkeş çekilmesine?

Buradan başta AK Parti Genel Başkanı Sayın Erdoğan olma üzere iktidara da bir kez daha sesleniyorum. Randevu ve görüşme talebimize cevap vermeyi değerlendirirken şimdiye kadar bayramlaşma taleplerimize bile olumsuz cevap verme tutumunuzu değiştirin.

Bu konuda da bir reform yapın ve selam verenin selamını alma farzını yerine getirin.

Korkmayın, bizimle istişareden ve görüşmeden sadece fayda görürsünüz. Şu anda farklı görüş ve yaklaşımlara sahip olsak da biz düşman ya da hasım değiliz.

Görüşme taleplerini reddetmek özgüven eksikliğinin eseridir. Biz ne zaman ve hangi formatta olursa olsun herkesle görüşmeye hazırız.

Sizin her red cevabınız samimiyet testidir.

Sizin çok sık kullandığınız ademe mahkum etme çabanız ile bizi cevapsız bırakmanız halinde ise biliniz ki eşref-i mahlukat olan ademoğlu ademe mahkum edilemez.

Bizi ademe mahkum etme çabanız Anadolu’da dalga dalga büyüyen Gelecek hareketinin bir siyasi partiye dönüşmesini de, o partinin kısa sürede büyük kongre yapabilmesini de engelleyememiştir.

Ademe mahkumiyet tavrınıza en güzel cevabı burada Siirtliler vermektedir.

Buradan samimi AK Partili kardeşlerime de sesleniyorum.

Bizim randevu talebimize verilecek cevabı takip ediniz. Size “onlar sadece şu şu partilerle görüşüyorlar ve şu şu kanallara çıkıyorlar” diyerek bizi dışlamaya ve var olan kamplaşmalara itmeye çalışanlar aslında şunu demek istiyorlar:

Biz onlarla görüşmüyoruz onlar da kimseyle görüşesinler; biz onlara sözümüzün geçtiği kanallara çıkarmıyoruz, onlar da hiç bir kanala çıkmasınlar.

Bu bize “diri diri toprağa girin” mesajıdır.

Biz de diyoruz ki bize kapısını, zihnini ve gönlünü açan herkesle her mecrada konuşacak ve ülkemizin üzerine çöken kutuplaştırıcı ve ötekileştirici karabasanı dağıtacağız.

Bize her yeri kapatsanız, biz bu vatanın taşına toprağına konuşmaya devam edeceğiz.

Sizinle görüşme talebimiz sizin gücünüzden istifade etme ya da korunma saikinden değildir.

Böyle olsaydı çarıklarımızı giyip Anadolu sathına çıkmaz, bugünlerde revaç olan başka yöntemleri denerdik.

Böyle olsaydı, birileri gibi haksızlıklar, yolsuzluklar ve yanlışlar karşısında bir kenara çekilip önce birileri bu korku eşiğini aşsın sonra da meydanlara biz çıkarız der uygun zamanı beklerdik.

Biz kimsenin konuşmadığı zor zamanlarda konuştuk, kimsenin Anadolu sathına inme cesareti göstermediği zamanlarda bu cesareti gösterdik.

Şimdi de buradayız; Siirtteyiz, Vandayız, Tekirdağdayız, İzmirdeyiz, Diyarbakırdayız, Samsundayız.

Biz eğer görüşme talep ediyorsak bu bizim Anadolu irfanından beslenen insan anlayışımızdan, millet aşkımızdan ve vatan sevdamızdandır.

Biz;

Gelin tanış olalım
İşi kolay kılalım
Sevelim sevilelim
Dünya kimseye kalmaz

Diye seslenen Yunus Emre’nin hikmetini sözde değil özde yaşayanlarız.

Biz; bize ve bizi sevenlere yapılan her türlü hakarete, dışlamaya ve baskıya rağmen “Onlar bollukta ve darlıkta infak edenlerdir, öfkelerini yutanlar ve insanları affedenlerdir, Allah Muhsinleri sever” ilahi hükmünü hayat felsefesi kabul edenleriz.

Biz riyakarlığa karşı hakikati, yolsuzluğa karşı dürüstlüğü, yasaklara karşı insan onurunu haykıranlarız.

Biz kendi şahsi ikballeri ve iktidarları için milletin onurunun ayaklar altına alınmasına göz yumanlar değil, milletin menfaati söz konusu olduğunda elinin tersiyle bütün makamları terk etme sınavından geçmiş olanlarız.

Biz geçmişin ihtilaflarını, gerilimlerini ve çatışmalarını konuşmak için değil, milletin geleceğini konuşmak için Gelecek Partisini kuranlarız.

Bizimle konuşmanız her şeyden önce sizin menfaatinizedir.

Bakın yıllardır söylediğimiz noktaya şimdi siz de geldiniz.

Kaybeden millet oldu, kaybeden siz oldunuz.

Millette huzur, devlette düzen kalmadı.

Şimdi dediğimiz noktalara da yıllar ve hatta aylar ve haftalar sonra gelip vakit kaybetmeyesiniz ve millete vakit kaybettirmeyesiniz diye görüşme talebinde bulunuyoruz.

Ama görüşmek istemezseniz de canınız sağ olsun. Biz milletle konuşmaya devam ederiz.

Bakın siyasi hayatımıza yeni ve özgün bir uygulama daha katıyoruz.

Aralık ayının ilk haftasından itibaren Milletin Meclis grubunu Ankara’da Genel Merkezimizde toplayacağız.

Ülkemizin her bir köşesinden, her bir toplum kesiminden ve her bir mesleğinden vatandaşlarımızla her Çarşamba Milletin Meclis Grubunu toplayacağız.

Biz içinden çıktığımı millet ile arasına kibir duvaraları örenlerden, saray duvarlarının arkasına gizlenenlerden olmayacağız.

Değerli kardeşlerim,

Bu vesile ile dün yaşadığımız devlet teamüllerine aykırı bir gelişmeyi de sizlerle paylaşmak istiyorum.

Dün arkadaşlarımızın Siirt, Bitlis ve Muş ziyaretlerimiz için devletin güvenlik ve koruma uygulamalarının bir gereği olarak mutadı vechile zırhlı araç talebine Siirt ve Bitlis valilerince olumsuz cevap verilmiş. Yazılı cevap istendiğinde de bu konu bizi aşıyor denmiş.

En baştan şunu söyleyeyim. Benim halkımın arasına ve ülkemin dağlarına ve ovalarına gidebilmek için zırhlı araç talebim olmaz; bu devletin eski başbakanlar için uyguladığı mutad bir uygulamadır.

Hayatımda beni en çok gururlandıran ve ülkemin geleceği ve milletimin birliği açısından umutlandıran hatırayı 2015 Temmuzunda iki polisimizin şehit edilmesi sonrasında başlattığımız terörle mücadele döneminin ilk ziyaretini yaptığım Viranşehirde yaşamıştım.

Terörle mücadelenin en sert şekilde sürüdüğü Viranşehir’de eşim ile birlikte halkın arasına girdiğimde bir gazeteci ‘sayın Başbakanım, esişinizle birlikte hiç çekinemdem halkın arasında karışıyorsunuz, üzerinizde çelik yelek mi var?! Diye sormuştu. Dah ben yo diye cevap vermeden bir Viranşehirli haykırdı: ‘onun çelik yeleği burada biziz’

İşte bu ses ile bütünleşen irademle milletim ve bölgede yaşayan vatandaşlarım ve kardeşlerim şahittir ki, terörle mücadelenin o sert esen rüzgarları altında Diyarbakırda, Van’da, Muş’da, Mardin’de, Şırnak’da, Hakkari’de, Şanlıurfa’da, Adıyamanda, Sur’da, Varto’da, Silopi’de, Yüksekova’da, Gevaş’da, Midyat’ta özetle bütün bölgede halkımızın içinde ve halkımızla birlikteydim.

O gün benim talimatımla nücadele eden valilerimizle ve güvenlik brimlerimizle omuz omuzaydım.

Ne kamu düzenini tehdit eden terör örgütlerine taviz verilmesine müsamaha gösterdim ne de herhangi bir Kürt vatandaşımın onurunun zedelenmesine veya insan haklarına ve demokrasiye aykırı uygulamalar yapılmasına izin verdim.

O günlerde her hafta sonunu bölgede vatandaşlarımla birlikte omuz omuza yürek yüreğe geçirirken teör örgütnün tehditlerine ya da suikast ihbararına kulak asmadım.

Bugün de arabamızın zırhlı olup olmamasına, korumamaızın olup olmamasına bakmam bu vatan topraklarına her bir ovasına, dağına, mezrasına giderim.

Milletin sinesi sığınılacak yerdir; korkulacak yer değildir!

O günlerde Silop’de kulağıma eğilip ‘bizi yalnız bıramayın’ diye seslenen Silopili amcanın sesi kulağımdayken onyıllarde bir tarfatn terörden diğer tarfatan isnan haklarınaaykırı uygulamlardan mağdur olan bu asil bölge halkını yalnız bırakmam! Onların yanından, yurdundan ve gönlünden kopmam!

Ancak, buradan Sayın Erdoğan’a Niyazi Mısri’nin güzel deyişiyle seslenmek isterim.

Kimseye baki değildir mülki devlet, sim u zer
Bir harap olmuş gönlü tamir etmektir hüner!

Biz mülki devleti izzetle terk ettikten sonra da ülkemizin her yerinde halkımızın arasına girmekte hiç zorlanmadık!

Konferanslarımızı iptal ettiniz, dostlar meclisleri ile halkın arasına girdik!

O toplantılara engel çıkardınız, Gelecek partimizle geldik!

Son üç ay içinde Batman’dan Bartın’a, Ardahan’dan Tekirdağ’a, Van’dan izmir’e jadar her yerde zırhsız ve özel kjoruma tedbirleri olmadan girdik.

Pandemi dolayısyla yüzümüzde maske vardı ama gönlümüze ve şahsiyetmize hiç bir zmana maske takmadık!

Buraya da bugün sizin harap ettiğiniz gönülleri tamir etmeye geldik!

Mülki devlet sizin olsun, biz halkın gönlüne talibiz!

Ama bilin ki mülki devlet te geçicidir!

Kıymetli Kardeşlerim,

İnsanlık ve ülkemiz için zor bir seneyi, 2020’yi, tamamladığımız günlerdeyiz.

Dünyanın bütün ülkeleri salgınla baş edebilmek için amansız bir mücadele içine girdiler.

Vatandaşlarına yardım edebilmek için ellerinden geleni artlarına koymadılar.

Emin olun, sadece bir tek bizim ülkemizde bu sorumsuz iktidar olanı biteni kenarda seyretti.

Herkes vatandaşının derdine düştü bu iktidar kendi derdine düştü.

Herkes vatandaşımın cebine bu zor zamanda nasıl para koyabilirime kafa yordu.

Bu iktidar vatandaşın cebinden daha fazla nasıl para alırıma kafa yordu.

Dünyada enflasyon sıfırken Türkiye’de enflasyonu çift haneli rakamlara çıkardılar,

Dünyada ve Türkiye’de ekonomik faaliyet durma noktasına gelmişken biz de çift haneli enflasyon, çift haneli faiz, çift haneli işsizlik alıp başını gitti.

Her zaman söylüyoruz,

Bu zamlar, bu enflasyon vatandaşa uygulanan gayri meşru vergidir,

Bu zamlar, bu enflasyon vatandaşın cebinden parasını çalmaktır,

Çünkü bunlar vatandaşın derdinde değiller, iktidarlarının derdinler.

Önce hiç haya etmeden vatandaşa yardım edeceklerine vatandaştan yardım toplama rezaletine imza attılar.

83 milyonluk dev ülkenin derdini topladıkları iki üç milyarı bulmayan parayla çözmeye kalktılar.

Vatandaşa sadece 2020’nin ilk on ayında 10 milyara yakın ceza kestiler.

Sizlerin trafik, vergi, harç cezalarıyla bütçedeki dev deliği kapamaya çalışıyorlar.

Korona salgını şimdi yine aldı başını gitti.

İlk günden kendilerine defalarca söyledik:

Şeffaflık yaşatır, karartma öldürür.

Şeffaflık ekonomiyi korur, karartma ekonomiyi vurur.

Yapmayın etmeyin dedik.

Dürüstçe, şeffaf bir şekilde Korona verileri ne ise vatandaşla paylaşın dedik.

Dürüst ve şeffaf olursanız vatandaş önce kendi tedbirini alır, siz de ekonomi tedbirlerini alırsınız dedik.

Ama nafile.

Bunlara laf anlatmak deveye hendek atlatmaktan daha zor kardeşlerim.

Sonuçta ülkeye yazık ettiler, ülkeye!

Bu iktidar açık bir şekilde ben ne vatandaşı ne bilimi ne de yaşanan felaketi ciddiye almadılar.

İşte bakın yeniden salgının yükseldiği bir dalga yaşıyoruz.

Sağlık sistemimiz büyük bir baskı altında.

Ama hala şeffaf olamıyorlar, hala dürüst olamıyorlar.

Her gün yüzlerce kişi ölüyor, on binlerce kişiye Korona bulaşıyor ama bunlar ahlaklı ve liyakatli bir yönetim sergileyemiyorlar.

Varsa yoksa ekonomimiz uçuyor, sağlık sistemimiz mükemmel, dünyanın en başarılı Korona mücadelesini biz yapıyoruz, bütün dünyaya yardım yapıyoruz.

Yahu bu nasıl hastalıklı bir ruh halidir.

Bir iktidar kendisini durmadan-bıkmadan ha bire bu şekilde nasıl övüp durur.

Anladık, salgını yönetmek yerine sayıları yönetmenin derdine düşmüşsünüz,

Bakın aynısını ekonomide yaptınız ülkeyi iflasa sürüklediniz,

Siz işinizi düzgün yapın millet takdir eder, millet.

Ama bunların milletle bir işi kalmadı kardeşlerim.

Milleti unutalı çok oluyor, çook.

Milleti sadece bir tek yerde hatırlıyorlar artık!

Nerede biliyor musunuz?

ACI REÇETEDE, ACI REÇETEDE

Evet, Sayın Erdoğan çıktı açıkça söyledi.

Millete ACI REÇETE YAZACAĞIZ.

Hayırdır, bu millet size ne kötülük yaptı da acı reçete yazıyorsunuz.

Hani ekonomimiz uçuyordu, şahlanıyordu.

Ne oldu?

Aylardır söylüyoruz,

Defalarca tekrarladık,

Bu iktidar liyakatsizliği, beceriksizliği ve sorumsuzluğu ile ülkeyi iflasa sürüklüyor,

Sonunda 2002’ye getirip anahtarı bırakıp kaçıp gidecekler.

Dediğimiz çıktı mı?

Ne oldu iki hafta önce?

Bu şahlanan, güçlenen, uçan ekonominin başındaki bakan ANAHTARI ATIP, KAÇIP GİTTİ Mİ?

Buradan açıkça söylüyorum:

Bu demokrasiden, insan haklarından, haktan, hürriyetten, hukuk devletinden, liyakatten, ciddiyetten ve ahlaktan nasibini almamış iktidar da ANAHTARI BIRAKIP GİDECEK!

Çünkü bunların bu ülkeyi yönetecek liyakati de ahlakı da ciddiyeti de kadroları da yok!

Bakınız Kıymetli Siirtliler,

Bu Erdoğan affıyla kaçıp giden bakanın bu ülkeye beş yılda faturası her bir vatandaşın cebinden 6 BİN DOLARIN buharlaşması olmuştur,

1 Trilyon doları rahatlıkla geçmesi gereken milli gelirimizin 300 milyar dolar kayıplar 700 milyar doların altına inmesi olmuştur,

Faizlerin yüzde 20’lere, geniş işsizliğin yüzde 30’a, enflasyonun en az yüzde 15’e çıkması olmuştur.

Erdoğan’ın muvafakatiyle ülkeyi iflasa sürükledi ardından da kaçıp gitti.

Bir ülkeye daha nasıl zarar verilebilir.

Devleti aile şirketine, Türkiye’yi kimsenin ağzını açamadığı bir askeri garnizona çevirmenin faturasıdır bu.

Şeffaflığa savaş açmanın, hukuka savaş açmanın, demokrasiye savaş açmanın faturasıdır bu.

Bütün bu ağır faturayı çıkaran şahıs Erdoğan affıyla elini kolunu sallayarak, aile şirketinde tartışma yaşayıp kapıdan çıkar gibi çekip gitmiştir.

Hesap sormak isteyenlere de Erdoğan cevap vermektedir.

Peki ne demektedir?

İnanılır gibi değil kardeşlerim.

Bakın “Burası çok önemli”.

Ne cevap verdi Erdoğan?

“Bu görev değişiklikleri, küresel düzeyde yaşanan siyasi ve ekonomik değişimlere uygun şekilde” gerçekleşti.

Evet, aynen böyle dedi.

Türkçesi şu: bizim bir alakamız yok dış mihrak yaptı.

Yahu siz küresel odaklardan mı talimat alıp görev değişikliği yapıyorsunuz.

Bu nasıl bir zillettir.

Bu nasıl bir ülkenin onuruyla oynamaktır.

Hiç mi hicap duymuyorsunuz bunları söylemeye.

Erdoğan’ın bu açıklamasından önce Ankara’da şunları söylemiştim:

Bu iktidarın en son alacağı sıfat yerli ve milli olabilir.

Bu iktidar diyor ki:

Bana hiç bakmayın!

Benim bir iradem yok.

Düne kadar Trump’ın nöbetçisi oldular şimdi de Biden’ın nöbetçisi olmaya hazırlanıyorlar!

Bütün hikaye budur.

Bunu açıkça söylemek gerekiyor.

Aynen bunları söylemiştik geçen hafta. Bizden iki gün sonra Erdoğan çıktı aleni bir şekilde “Küresel siyasi gelişmelere uygun” adımlar atacağını ilan etti.

İşte alın siz yerli ve milli iktidar.

Biz boşuna demiyoruz, bu iktidarın en son alacağı sıfat yerli ve millidir diye.

Biz her türlü demokratikleşmenin, her türlü hukuk devletinin güçlenmesinin yanında oluruz.

Ama biliriz ki başka başkentlerin telkinleriyle gelecek demokrasi de, başka başkentlerin korkusuyla atılacak adımlar da sahtedir, yalandır ve sürdürülemezdir.

Samimi bir iktidar, yerli bir iktidar, yerli bir hükümet Biden’a, Putin’e, Trump’a bakıp ülkesinin demokrasisini şekillendirmez.

Milletine bakar, milletine.

Bunlar milletin sesini unutalı çok zaman oluyor.

Tam da bu yüzden sahici ve samimi olmayan bir şekilde demokrasiyi, adaleti ve hukuk devletini hatırlamaları bir seraptan başta bir şey değildir.

Önce ortaya çıkardıkları enkazın hesabını verecek cesareti göstersinler,

Dürüstçe milletle yüzleşip biz batırdık, ülkeyi her anlamda iflasa sürükledik, dış mihraklar da elimize bir reçete verdi, size sunabileceğimiz tek şey işte bu acı reçete desinler.

Yazık ki ne yazık!

Kıymetli Kardeşlerim,

Belli ki böyle bir hesap verecek ne yürekleri var ne de ahlakları.

Bu hesabı soracak hukuk sistemini de felç ettikleri için bu felaketin hesabını soracak hiç kimse olmadığını düşünüyorlar,

Tam da bundan dolayı hesap vermek yerine bir haftalık iktidar gibi davranıyorlar.

Daha da ileri giderek reform yapmaktan bahsediyorlar.

Reform dedikleri faizleri artırmak.

Yani milletin, esnafın, çiftçinin, memurun, emekçinin, sanayinin sırtına daha fazla yük bindiriyorlar.

İşsizliği daha da artıracağız diyorlar.

Evet Kıymetli Kardeşlerim,

Bir ACI REÇETE İKTİDARI ile karşı karşıya milletimiz.

Bir de hicap etmeden açıkça vatandaşa acı reçeteyi gururla yazdıklarını söylüyorlar.

Yahu reçete hastaya yazılır.

Vatandaşın bir hastalığı yok.

Hasta olan da hastalığın kaynağı da sizsiniz.

ACI REÇETEYE ihtiyacı olan sizsiniz.

Sizin reçeteniz bir tek cümle:

TAM DEMOKRATİK PARLAMENTER SİSTEME DÖNÜŞ VE HUKUK DEVLETİNİN EKSİKSİZ TESİSİ.

İşte reçete bu.

Türkiye’nin bir gün bile beklemeden günde üç öğün içmesi gereken ilaç budur.

Ama siz bırakın bu ilacı içmeyi,

İçinde demokrasi, meclis, hukuk geçen her şeyden rahatsız oluyorsunuz.

İşte yarım yamalak insan hakları dediniz ertesi gün Diyarbakır’da herkesin gözü önünde masum bir Kürt gencini kurşuna dizenler serbest kaldı, bu vahşetin fotoğrafını çeken gazeteciler de 20 yılla yargılanır hale geldi. Çıkıp bir tek cümle söyleyebildiniz mi?

İnsan hakları dediniz, ertesi gün Diyarbakır’da yine kelepçe, yine soruşturma, yine 1990’lar manzaraları….

Ağzınızdan seneler sonra adalet kelimesi çıktı ertesi gün affedip serbest bıraktığınız bir yeraltı dünyası lideri ortağınızla birlikte ana muhalefet partisi liderini ağza alınmayacak küfürlerle tehdit etti. Çıkıp bir tek cümle söyleyebildiniz mi?

Yıllar sonra hukuk dediniz ertesi gün milyarları gömüp İstanbul’u İstanbul olmaktan çıkaracak projenize karşı çıkan belediye başkanına akla ziyan soruşturma başlatıldı. Çıkıp bir tek cümle söyleyebildiniz mi?

Geçen hafta faiz artırmanın ekonomiye nasıl zarar vereceğini söylediniz, ertesi gün faizler yüzde 15 çıkarıldı. Çıkıp bir tek cümle söyleyebildiniz mi?

Hangisini savunuyorsunuz?

Hangisi Erdoğan hangisi iktidar.

Faizlere karşı çıkan Erdoğan faizleri artıran Erdoğan’a karşı.

İnsan hakları reformu yapacağız diyen Erdoğan, karşısında kimi bulsa terörist deyip karakola götüren yargı ve iç işleri bakanı.

Hukuk reformu yapacağız diyen Erdoğan, karşısında bu mafya düzeni devam edecek diyen ortağı.

Millet sizin bu ciddiyetsizliğini hak edecek ne yaptı.

Bu adımları kim atıyor?

Siz mi atıyorsunuz yoksa görünen ve görünmeyen ortaklarınız mı?

Biriniz reform diyor diğeri statüko,

Biriniz hukuk diyor diğeri mafya,

Biriniz adalet diyor diğeri baskı,

Bu nasıl bir iktidar fotoğrafı.

Biz bu manzarayı iyi biliriz.

Yeni FETÖ’ler mi esir aldı iktidarı.

Demokrasiye, hukuka, adalete, şeffaflığa müsaade etmeyiz mi diyorlar?

Bizimle kurduğun ortaklığın diyeti hukuk devletinden ve adaletten uzak durmak mı diyorlar?

Aynı iktidarın içinde birinin yaptığını diğeri yıkıyor.

Hayaller reform, gerçekler beşinci sınıf mafya düzeni!

Hayaller tam bağımsız Türkiye, gerçekler Küresel güçlere uygun değişiklikler!

Hayaller koalisyonsuz tek başına Erdoğan iktidarı, gerçekler eski Türkiye’nin bütün artıklarının yönettiği bir gizli koalisyon.

Sayın Erdoğan millete ACI REÇETE yazmayı bıraksın önce kendisine görünen ve görünmeyen ortaklarının YAZDIĞI ACI REÇETEYİ millete açıklasın.

İşte işin özeti budur.

Kıymetli Kardeşlerim,

Bakın Sayın Erdoğan daha dün çıktı “faiz sebep enflasyon neticedir” demeye devam etti.

Ne yapıyorsunuz Allah aşkına?

Milletin aklıyla mı dalga geçiyorsunuz?

Siz bu yaklaşımla hangi reformu yapacaksınız.

Kendi kendisine muhalefet eden bir iktidar nasıl bir garabettir.

Faizleri siz artırdınız Sayın Erdoğan!

Türkiye’nin en yüksek faizlerini ödeyen hükümeti sizin hükümetiniz.

Milletin alın terini faize gömen sizin hükümetiniz.

Milyonlarca vatandaşın emeğini faizciye aktaran yönetim sizin yönetiminiz.

Bugün faizler bankalarda yüzde 20’leri gördüyse bunun sebebi sizin liyakatsiz yönetiminiz.

Hem faizi artırıp hem faizden şikayet edemezsiniz,

Hem hukuk devletini felç edip hem de adaletsizlikten şikayet edemezsiniz,

Hem ifade hürriyetini yok edip hem de insan haklarından bahsedemezsiniz,

Bu millet bu kadar tutarsızlığı kabul etmez.

Her gün başka bir yöne dönerek, her yeni gün bir önceki gününüzü inkar ederek istikamet bulamazsınız,

Kendi kendinize muhalefet ederek ülke yönetemezsiniz.

Dah dün 2016 ocağında başında bulunduğum hükmüeti ve bakanlarımızı %7.5 düzeylerindeki faiz uygulması dolayısıyla faizci ilan etmiş ve neredeyse aforoz etmeye kalkmıştınız.

Ayrıca unutmayın o zmaan enflasyoın %6 civarında dlar 2.89 civarında idi.

Şimdi %15 resmi, %25 leri aşan gerçek fazi uygulaması için ne diyeceksiniz?

Bize bir özür borcunuz yok mu?

Aziz Kardeşlerim,

Erdoğan samimi ve sahici bir şekilde demokrasi ve hukuk devleti diyorsa kendisine cevabımız bellidir:

Önce acı reçeteyi siz iktidar olarak kendinize uygulayın.

İktidarın millete yazdığı ACI REÇETESİ nedir?
Bakın ben size anlatayım arkadaşlar:
Acı reçete daha da artacak olan hayat pahalılığıdır. İşçinin, memurun, emeklinin, çiftçinin, esnafın alım gücünün eritilmesidir. Cebindeki paradan yapılan hırsızlıktır. Acı reçete elektriğe, doğalgaza, benzine gelecek olan zamdır.
Acı reçete çiftçinin tarlaya dolarla ektiği ürünü değeri pul olmuş itibarsız TL ile satmasıdır. Çiftçiyi mazot, gübre ve tohum fiyatlarındaki artışa daha da ezdirmektir.
Acı reçete daha 3 ay önce 100,000 lira konut kredisine 10 yılda 145,000 TL ödeyen vatandaşın yarın 225,000 TL ödeyecek olmasıdır.
Acı reçete 6 ay önce salgında vatandaşına yardım yerine kredi veren hükümetin şimdi bu kredilerin vadesi gelince vatandaşı %25 faiz ile bankalarla baş başa bırakmasıdır.
Acı reçete salgında vatandaşın çocuğuna eğitimi için mütevazi bir bilgisayar veya tablet alamamasıdır.
Acı reçete Avrupa’nın en kötü internet altyapısına ödeyecek para bulamadığı için işçi çocuğunun eğitiminin aksamasıdır.
Acı reçete yıllarca alın teri dökmüş memurun evladına ikinci el tablet almak için kapı kapı dolaşmasıdır.
Acı reçete borç verenlere halen günde 200,000 kişinin asgari ücretini faiz olarak ödeyen devletin yükselen faizlerle, bundan daha büyük bir kaynağı okula, hastahaneye, fabrikaya değil sözde hukuk reformu vaat ettiği yabancıya aktarmasıdır.
Acı reçete 3 senedir size güvenmediği için yatırımı zaten düşünmeyen sanayicinin nefesini iyice kesip, işsize iş yaratmasına tamamen engel olmaktır.
Acı reçete hazinenin kasası tamtakır olduğu için günde 39 TL ile evde açlığa mahkum edilen işçiye artık o desteği bile verememektir.
Acı reçete işten çıkarma yasağını kaldırıp işsiz ordusunu daha da büyütmektir. Acı reçete hâlihazırda her 3 üniversite mezunundan biri işsizken bu işsiz ordusunu daha da büyütmektir.
Acı reçete genç istihdamında Türkiye’yi Avrupa’nın sonuncusu haline getirmektir.
Acı reçete sanayiciyi daha düşük ciro, daha çok borç, daha yüksek faizle başbaşa bırakırken, üstüne işverene verilen cılız salgına yönelik destekleri bile geri çekmektir.
Acı reçete yıllardır uygulana yanlış ekonomi politikaları nedeniyle vatandaşı ekonomik gerekçelerle izole edemeyerek salgında kaderiyle baş başa bırakmaktır.
2,5 yılda 2 katına çıkan KOİ taahhütleri nedeniyle yandaş müteahhitlere 2 kat kaynağı kesintisiz öderken, mağdur olmasınlar diye yılda bir yapılan ödemelerini 6 ayda bire indirirken, vatandaşın ilaç parası için tedarikçilerden taksit istemektir.
Acı reçete bir yandan işsizlik diğer yandan hayat pahalılığı altında ezilen vatandaştan hazinedeki büyük delikleri kapatmak için daha fazla vergi ve harç talep etmektir.
Acı reçete %60’a düşmüş vergi tahsilât oranı nedeniyle cirosu sıfırlanmış esnafa salınacak hacizlerdir.
Acı reçete vatandaş vergi altında ezilirken yandaşlara ve toplumun en üst gelir gruplarına sürekli varlık barışı çıkararak gelir adaletsizliğini daha da büyütmektir.
Acı reçete hoyratça savrulan Merkez bankası rezervleri yüzünden ne kadar faiz yükselse de artık düşemeyecek döviz yüzünden vatandaşı enflasyona ve fakirliğe mahkûm etmektir.

Aziz Kardeşlerim,
Buradan iktidara sesleniyoruz,
Sizin için GELECEK PARTİSİ de bir ACI REÇETE yazdı,
Buyurun bu reçeteyi kullanın, zira başka çıkış yolunuz yok:
Son 4-5 yıldır ülkede hukuku, adaleti ve ekonomiyi tarumar eden ucube Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminden vazgeçip, zaman geçirmeden Tam Demokratik Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem hazırlıklarına başlayın.
Bu süreçte millete, siyasi partilere, sivil toplum kuruluşlarına saygı gösterin, tüm tarafları dinleyin ve toplumsal mutabakatı sağlayın.
Somut olaylar ve olgularla hukuk kuralları arasında uygun illiyet bağı kurulmaksızın ve hiçbir muhakeme sürecinden geçmeksizin verilen gerekçesiz tüm yargı kararları hakkında işlem başlatın. Bu tür uygulamalara imza atan hâkim ve savcıların etkili yaptırımlara tâbi kılınmalarını sağlayın.
Türkiye’yi AYM kararlarının gereğini yerine getirmeyen alt mahkemeler ve kamu görevlilerinin sebep olduğu utançtan kurtarın.
Bu hususta caydırıcı yaptırımlar öngören yasal düzenlemelerin önünü açın.
Milyonlarca Kürt vatandaşımızın oylarını yok sayan kayyım düzenine son verin.
Polisin ve yargının 1990’lar manzaralarını elini kolunu sallayarak hayata geçirmesine dur deyin. İnsanların protesto ve gösteri hakkını yasaların izin verdiği azami sınırlar içerisinde istedikleri gibi kullanmasına hukuksuz engeller çıkarmayın.

Seçilmişlere karşı her türlü vesayetin, engelin ortadan kaldırılmasını sağlayan. Bir polis memurunun seçilmiş milletvekilinin üzerine yürüme cesaretine son verin.

İfade hürriyetinin önünü tamamen açın. Üç maymuna dönmüş bu medya düzeniyle sadece dünyaya rezil oluyorsunuz. Ülke içinde trollerden oluşan bu cahil sürüsünün söylediği hiçbir şeyi zaten izlemiyor, zaten inanmıyor.

Milyarlarca dolar kamu kaynağı döktüğünüz medyaya rağmen trollerden medet umar hale geldiniz. Tek sesli medya düzenini sonlandırın, ifade hürriyeti ve basın özgürlüğünün önünü tamamen açın.

1990’ları aratmayan insan hakları ihlallerinin hızla soruşturulmasını sağlayın. İşkence, yargısız infaz, kaybolma iddiaları alıp başını gitmiş durumda. Tam demokratik bir Türkiye için polisin, askerin ve yargının demokrasi karnesini düzeltin. Biz de sonuna kadar destek verelim.

Uzun yıllardır siyasi nedenlerle cezaevlerinde tutulup özgürlüklerinden mahrum bırakılanlara adalet sağlayın. Beraat ettiği veya takipsizlik aldığı halde hak ihlalleri devam eden tüm KHK mağdurlarının haklarını biran önce iade edin.
Tam demokratik Türkiye için, bütün vatandaşların kendisini diliyle, diniyle, mezhebiyle, cinsiyetiyle, bölgesiyle, geliriyle bu ülkeye ait hissedebileceği bir yeni anayasayı gündeminize alın.
Sosyal barışın aldığı ağır tahribatı bir nebze gidermek için insanların protesto ve gösteri hakkını, anayasanın izin verdiği azami sınırlar içerisinde, istedikleri gibi kullanmasına hukuksuz engeller çıkarmayı bırakın.
Yolsuzluk düzenine ve Kamu bankalarının milletin kaynaklarını üç beş firmaya peşkeş çekmesine son verin. Son yıllarda bu şekilde verilmiş kredileri hızla geri çağırıp bu kaynağı yeniden milletin hizmetine sunun.
Varlık Fonunu ve benzeri tüm bütçe dışı fonları derhal Hazineye devredin. Varlık Fonu dolayısıyla ortaya çıkan zararı şeffaf bir biçimde kamuoyu ile paylaşın. İlgililer hakkında yasal süreç başlatın.
Arka kapı operasyonları ile eritilen 128 milyar dolarlık Merkez Bankası rezervinin hesabını bu millete verin. İlgili tüm siyasetçi ve bürokratlar hakkında şeffaf bir biçimde soruşturma başlatın.
Bir eski Türkiye alışkanlığı olan kendi vatandaşından döviz ve altın cinsi borçlanmaya son verin.
Bütün bunları yapın. Ama hepsinden önemlisi millete borcunuzu ödeyin:

2016’dan beri millete birikmiş bir borcunuz var.

Siirtlilere birikmiş borçlarınız var,

Dilinden, bölgesinden ve memleketinden dolayı ayırımcılığa tabi tuttuğunuz vatandaşlarımıza borcunuz var,

Bir gün PKK’nın vesayeti diğer gün sizin kayyımlarınızın vesayeti altında vatandaşlık haklarını kullanamayan insanlarımıza borcunuz var,

Seçme hakkını kullanamayanlara, ana dil hakkını kullanamayanlara borcunuz var,

Sene 2020 Siirt’te hala 1990’ları, 1980’leri yaşamak zorunda olan kardeşlerimize hukuk, hak ve hürriyet borcunuz var,

Bütün memlekete birikmiş bir devasa HUZUR borcunuz var,

Bütün bu başlıklarda ortaya çıkan enkaz, fatura, maliyet MİLLETİN SIRTINA YÜKLENEMEZ.

Sayın Erdoğan siz önce “parti-kamu-özel sektör devletinin” hesabını verin millete. Hesabını.

Evet, yediniz, içtiniz, keyif sürdünüz AMA ARTIK HESAP VERME ZAMANI geldi.

Demokratik hukuk devletinde hükümetler, af dilemezler, affetmezler. Milletin karşısına çıkıp hesap verirler.

Milletimiz seçimlerde bu hesabı soracaktır.

Kıymetli Kardeşlerim,

Bizim bir Türkiye vizyonumuz var.
Gelecek Partisi gündelik tartışmaların, güncel gelişmelerin ortaya çıkarttığı bir parti değildir.
Gelecek Partisi bir derdin partisidir.
O derdin ismi millettir,
O derdin ismi milletin ve ülkenin geleceğidir.
Yarınlarımıza biz umutla bakıyoruz.
Çünkü milletimize ve ülkemize güveniyoruz.
Çünkü sizlere, kadromuza güveniyoruz.
Milletimiz müsterih olsun,
Gelecek Partisi ülkemizin, ekonomimizin bu sorumsuz iktidar tarafından uçuruma sürüklenmesine seyirci kalmayacak.
Geleceğe Güvenin Kardeşlerim,
Bu zor günlerden elbette çıkış vardır,
Türkiye’nin çözülmeyecek sorunu yoktur,
Sorunları çözemeyen bir iktidar vardır.
Ülkemizin GELECEĞİNİN PARLAK olduğuna inanın,
Geleceğe inanın…
Her zaman söylediğimiz gibi, hiçbir şey bitmedi, her şey bugün burada yeniden başlıyor.
Allah’a emanet olun…

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.