İYİ PARTİ GENEL BASKANI AKŞENER'İN GRUP KONUŞMASI | İmaj Haber : İmaj Haber
DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 27°C
Gök Gürültülü

İYİ PARTİ GENEL BASKANI AKŞENER’İN GRUP KONUŞMASI

İYİ PARTİ GENEL BASKANI AKŞENER’İN GRUP KONUŞMASI
18.06.2020
48
A+
A-

Aziz Milletim, değerli milletvekilleri, basınımızın kıymetli temsilcileri,
Sizleri saygı ve sevgiyle selamlıyorum.
Bingöl’de meydana gelen depremde,
hayatını kaybeden korucumuza Allah’tan rahmet diliyor,
bölgede yaşayan vatandaşlarımıza geçmiş olsun diyorum.
Allah ülkemizi ve milletimizi,
her türlü beladan, her türlü felaketten korusun.
Değerli milletvekilleri;
Daha geçen hafta;
1 Haziran itibariyle alınan normalleşme kararı hakkında,
“Dikkat edin, normale dönüş süreci, hastalığa dönüş süreci haline gelmesin.” demiştim.
Maalesef hafta boyunca gelen veriler, bu konuda hepimizi endişelendirdi.
İyileşen hasta sayımızın altına düşmüş olan vaka sayısı, yeniden ikiye katlandı.
Buradan tüm vatandaşlarımıza sesleniyorum;
Tehlike geçmiş değil.
Görüyoruz ki, ipin ucunu bıraktığımızda, risk çabucak artıyor.
İşte bu nedenle, kararlı olalım, tedbiri elden bırakmayalım.
İktidarın, siyasi saiklerle söylediği, rahatlatan sözlerine kulak asmayalım.
Sağlık Bakanı ve Bilim Kurulu, tedirgin bir şekilde uyarıyor.
Bu uyarılara uyalım ki, büyük bir mücadele veren sağlık ordumuzun emekleri boşa gitmesin.
Kendimizi, sevdiklerimiz için korumaya devam edelim.
Değerli milletvekilleri,
Ülkemizi ve milletimizi tehdit eden felaketler,
yalnızca doğal afetler veya salgınlar değil.
Ahlaki bozulmalar da, asırlardır töresini ayakta tutabilmiş Türk Milleti için,
en büyük felaketlerdendir.
Bu ahlaki bozulmanın tezahürlerinden biri olan,
bugün devleti yönetenlerin, çeyrek asırdır bir türlü kurtulamadığı,
‘Kadın üzerinden siyaset yapma’ hastalığı,
en pespaye, en alçakça ve en haysiyetsiz şekilde,
maalesef toplumumuza da yansıyor.
Devleti yönetenler, bizi biz yapan değerlere yabancılaştıkça,
onları takip eden birtakım yarım akıllılar,
meseleyi daha da batak bir hale getiriyor.
Bunun son örneğini,
bu seviyesizliği takip etmeyi meziyet sanan bir kendini bilmezin,
sosyal medyadan Başak Demirtaş’ı hedef alan ahlaksızlığında gördük.
Bu ahlaksızlık, işine geldi mi kadının iffetinden dem vurup,
İcap ettiğinde, kadınlarımıza yönelik her tür alçaklığa yol veren,
bir çürümüş zihniyetin ürünüdür.
Türkiye’nin namuslu, haysiyetli insanları adına,
bir kez de buradan sesleniyorum:
Yeter artık!
Çirkin dilinizi de, kirli ellerinizi de, kadınların üzerinden çekin artık.
Kadın bedeni üzerinden siyaset yapmaya, son verin artık.
Aziz milletim;
Geçtiğimiz hafta, bu kirli zihniyetin, sosyal medyada ifşa oluşuna şahit olduk.
Twitter, yayınladığı bir bildiriyle,
Türkiye’de siyasi amaçla kullanılan,
7340 adet troll, yani sahte hesabı kapattığını açıkladı.
Türkiye, Rusya ve Çin’le birlikte,
sosyal medyadaki her tür çirkinliğin sebebi olan “Troller” konusuna,
özne olmuş oldu…
Yani Türkiye, yeni bir konuda, yine Sayın Erdoğan ve ekibi sayesinde, uluslararası toplumda rezil edildi.
Peki ne işe yarıyor bu troll hesaplar?
Birinci görevleri, Sayın Erdoğan’ı övmek,
İkinci görevleri de bizlere sövmek…
Bu şekilde akıllarınca sosyal medyada propaganda yapıyorlar.
İktidardakilerin yönetim anlayışına bakın…
Güzelim memleketi düşürdükleri duruma bakın…
Türkiye, parayla sanal şakşakçı tutacak kadar korkak bir liderliği, hak etmiyor.
Türkiye, demokrasi fukarası Rusya ve Çin’le birlikte anılmayı, hak etmiyor.
Türkiye, bir kabile devleti muamelesi görmeyi, hak etmiyor.
Türk milleti, böylesine çapsız bir siyaseti, hak etmiyor.
Dünyada “siyaset ahlakı” diye bir kavram var.
İktidarın ısrarla anlamadığı şey işte bu.
Gelişmiş ülkelerde siyasette troll hesap kullanmak,
büyük bir ahlaksızlık, bir utanç kaynağı olarak görülüyor.
Çünkü sahtekarlık olarak, milletine yalan söylemek olarak görülüyor.
Ama bu arkadaşlar, bırakın utanmayı,
bir de saray bürokratlarına açıklama yaptırıyorlar.
Bu sahtekarlığı, savunma yüzsüzlüğünü gösteriyorlar.
Sen gitmişsin, parayı bastırıp, insan istihdam edip,
sahte isimlerle, sahte hesaplar açtırmışsın;
Sonra o hesaplar üzerinden millete yalan söyletip, kara propaganda yaptırmışsın;
insanlara her türlü hakareti ettirmişsin;
Üstüne bir de yakalanmışsın;
Şimdi de geçmiş, yavuz hırsız misali bu ahlaksızlığı savunuyorsun…
Ayıptır, ayıp…
Sayın Erdoğan;
Sanal alemde yaydığın yalanları artık kimse yutmuyor.
Beğenmediklerinin üstüne saldığın trollerden artık kimse korkmuyor.
Damadının masallarına da artık kimse inanmıyor.
Çünkü senin trollerin sanal ama;
3600 ek gösterge bekleyenler, EYT’liler gerçek.
Damadının ekonomi programları sanal ama;
Mutfaktaki yangın gerçek.
TÜİK’in rakamları sanal ama;
Atanamayan öğretmenler gerçek.
Saray’dan gördüğün uçan Türkiye sanal ama;
işsiz milyonlarca gencimiz, geçinemeyen vatandaşımız gerçek.
Aziz milletim;
Bu sahtekarlığın hesabını sorun.
Sandığı beklemeyin.
Telefonu açın, parti merkezlerine “Siz niye sahtekarlık yapıyorsunuz?” diye hesap sorun.
“Biz iş bulamıyorken, siz bu ahlaksız trollere ne hakla para yedirirsiniz?” diye hesap sorun.
Telefon açın, e-posta yazın ve “Siz benim aklımla, ferasetimle alay mı ediyorsunuz?” diye sorun.
Sorun ki, belki utanır, temiz siyasete mecbur kalırlar.
Sorun ki, belki utanır, siyasetin millet için yapıldığını hatırlarlar.
Dava arkadaşlarım;
Türkiye, son 10 yıldır her türlü kirli tezgaha, kirli kumpaslara, kirli oyunlara sahne oldu.
Tüm yaşananlardan sonra, iktidardakiler hatalarını gördüler sandık.
Kolkola yürüdükleri darbeci bir çetenin,
ülkemizi uçurumun eşiğine, 15 Temmuz’a getiren ayak oyunlarından ders aldılar zannettik.
Çünkü gözümüzün içine baka baka, “Önce Allah, sonra milletimiz affetsin.” dediler.
Heyhat, yanılmışız…
En küçük bir ders almamışlar, çünkü aslında kandırılmamışlar.
Hatırlayın;
geçtiğimiz günlerde Ak Parti’nin medya ve tanıtımdan sorumlu başkan yardımcısı,
canlı yayında, 18 yıllık Ak Parti iktidarına ışık tutan bir itirafta bulundu:
Ne dedi o genç yönetici?
“FETÖ’cülerle kol kola girdik, çünkü kadrolarımız yoktu.
Biz de, FETÖ’cülerle-Kemalistleri birbirine kırdırmak suretiyle yol aldık.”
Aynen böyle dedi…
İstifa etmesi, görevden alınması, bu kirli itirafı ortadan kaldırmaz.
Hal böyleyken, bazı soruları sormak en doğal hakkımız:
Sayın Erdoğan;
Ergenekon ve Balyoz yargılamalarında suçsuz yere yatan insanlarımız,
özellikle mi FETÖ’cülere kırdırıldı?
Onca asker-sivil vatanseverimiz, hiçbir suçları yokken,
özellikle mi FETÖ’cülere kırdırıldı?
Onuru için silahını ateşleyen Yarbay Ali Tatar gibi, Kaşif Kozinoğlu gibi kıymetlerimiz,
özellikle mi FETÖ’cülere kırdırıldı?
İktidar hesaplarınızı, vatanını milletini seven insanları, teröristlere kırdırmak üzerine mi yaptınız?
Tek adam sistemini kurma planlarınızı, Atatürk’ü, Cumhuriyetimizi seven insanları, hainlere kırdırmak üzerine mi inşa ettiniz?
Güç sevdanız, yerin dibine batsın!
Devlet yönetme anlayışınız, yerin dibine batsın!
Kazanmak için her türlü kötülüğü yapmayı mübah gören zihniyetiniz, yerin dibine batsın!
Yazıklar olsun.
Yol arkadaşlarım;
Devlet yönetmek, devlet gibi davranmakla mümkündür.
Devlet yönetecek herkes, Şeyh Edebali’nin sözlerine kulak vermelidir:
“Bir baş ol ki oğul!
Dimdik durasın,
Çiğnenip ezilmeyesin.
**
Bir göz ol ki oğul!
İyiliği göresin,
Peşinden yürüyesin.
**
Bir dil ol ki oğul!
Zehire bal süresin.
**
Bir el ol ki oğul!
Yoksulu giydiresin.
**
Ayak olursan oğul!
Karınca ezmeyesin.
**
Vakit kıymetli oğul!
Sakın boş gezmeyesin.”
Devlet yönetmek işte böyle bir hassasiyet, işte böyle bir fıtrat ister.
Devlet yönetmek, ahlak ister, ciddiyet ister, liyakat ister.
Bunlara sahip değilseniz, hakikat bir gün mutlaka gelir, yakanıza yapışır.
Çünkü gerçeklerin bir gün ortaya çıkmak gibi, çok enteresan bir huyu vardır.
Nitekim bu nedenle, Ak Parti iktidarının en çok korktuğu şey de,
gerçekleri konuşmaktır.
O yüzden memlekete haftalardır darbe tartıştırıyorlar.
Seçim tartıştırıyorlar.
Bugün, vefatının 5inci yılında saygıyla ve özlemle andığım, rahmetli Demirel’in dediği gibi:
“Meseleleri, mesele etmeyince ortada mesele kalmaz.” sanıyorlar.
Ama unutuyorlar ki, “Tencere her hükümeti sallar.”
İşte o nedenle istedikleri kadar uğraşsınlar, başaramayacaklar.
Çünkü artık milletimizin bu suni gündemlere karnı tok.
Çünkü insanımızın karnı aç.
Çünkü esnafımızın cebinde para yok.
Çünkü gençlerimiz işsiz.
Ak Parti’ye oy verenin durumu da aynı,
İyi Parti’ye oy verenin de durumu aynı.
Yıllardır Ak Parti’yi ayakta tutan vatandaşlarımız da, artık gerçeği görüyor.
Kendi çocukları, kendi eşleri, bizzat kendileri işsizken,
mutfakta tencereyi kaynatmakta zorlanırken,
ay sonunu getiremiyorken,
Saraya kapanan Sayın Erdoğan’ın, ve çevresinin sürdüğü sefayı görüyorlar.
Milletimiz her şeyin farkında ama,
onlar hala anlamıyorlar, hala anlayamıyorlar…
Türkiye’nin gerçekleri istatistik yalanlarla gizlenemiyor.
Çünkü benim vatandaşım, ekonomideki bozulmayı iliklerine kadar hissediyor.
Son bir yılda işsiz kalan 1 milyon 200 bin vatandaşım, gerçeği en acı şekilde yaşıyor.
Propagandist medya ile, troll hesaplarla inandırmaya çalıştıkları o pembe tablonun boyaları akıp gidiyor.
Çünkü, saraydakiler mutlu-mesut ama,
milletimiz bugününü kaybetti,
geleceğinden endişe duyuyor.
Özel kalem müdürünün eşini, Türkiye’nin gerçeklerini araştırmakla görevli TÜİK’in başına atayınca, üniversiteli gençlerimin hayalleri soluyor.
Milletçe sevdiğimiz, başarılarıyla gurur duyduğumuz bir sporcumuz da olsa,
banka yönetim kuruluna bir güreşçi atandığında,
aylardır işsiz gezen doktoralı ekonomistim isyan ediyor.
RTÜK Başkanı, bir başka bankanın yönetimine atanıp, 4’üncü maaşını almaya başlayınca,
bankaya olan borcu yüzünden intihar eden babalarımızın ruhları inciniyor.
Böyle anlayışsızlık, böyle umursamazlık, böyle ciddiyetsizlik olmaz.
Zor durumdaki vatandaştan İBAN isteyip, eşine, dostuna, yandaşına 3 yerden, 4 yerden maaş bağlatmak insanlığa sığmaz.
İktidar görmek istemese de,
ben buradan kendilerine hakikati hatırlatayım;
Bu düzen böyle gitmez.
Gitmeyecek.
İyi Parti bunun için var.
Eskilerini çözmediği gibi,
Türkiye’yi yeni sorunlarla yüz yüze getiren, bu ucube sistemdir.
Hiçbir şey katmadığı gibi,
elimizdekini, avucumuzdakini de alıp götüren, bu ucube sistemdir.
Milletimizi, hak ettiği mutlu ve huzurlu yarınlara taşımadığı gibi,
Mutsuzluğa, umutsuzluğa mahkum eden, bu ucube sistemdir.
Vakit kaybetmeden, iyileştirilmiş ve güçlendirilmiş parlamenter sistemi inşa etmek,
yaralarımızı bir an önce sarmak zorundayız.
Bu sistem, işsizlik getirdi, açlık getirdi, adaletsizlik getirdi.
İşsizliğin bitmesi için,
Açlığın bitmesi için,
Adaletsizliğin bitmesi için,
Velhasıl milletimizin iyiliği için,
ilk gitmesi gereken de, bu ucube sistemdir.
Dava arkadaşlarım;
Partili Cumhurbaşkanı Sistemi’nin yarı yolda bıraktıklarından biri de esnaflarımız.
İktidarın, müteahhit iki ev az satınca, olağanüstü toplanıp destek paketleri açıkladığı,
Ama iş onlara geldiğinde, üç maymunu oynadığı esnaflarımız.
Biz bu yola milletimize umut olmak, sorunlarına çözüm bulmak için çıktık.
Bizim sesimiz, iktidarın artık duymadığı, dinlemediği milletimizin sesidir.
Ve bu kürsü de “Milletin Kürsüsüdür”.
Milletin Kürsüsü’nde, milletin gündemi, milletin derdi konuşulur.
Bugün esnafımızın dertlerini konuşacağız, ve aramızda önemli bir konuğumuz var.

Ankara Kahveciler Esnaf Odası Başkanı, Sayın İsa Güven.
Esnafın derdini milletin kürsüsünden duyurmak için, şimdi sözü kendisine,
sözü milletimize bırakıyorum.
Milletimiz işin gerçeğini bizzat yaşayandan dinledi.
Aziz milletim;
Bizim için esnaf Türkiye’nin aynasıdır.
Turizm iyi durumda mı, kötü durumda mı, esnafın durumundan anlarsınız.
Ekonomi iyiye mi gidiyor, kötüye mi gidiyor, esnafın durumundan anlarsınız.
Milletimiz umutlu mu, değil mi, esnafın durumundan anlarsınız.
Ve bilin ki esnaf zor durumdaysa, Türkiye zor durumda demektir.
Esnaf fakirleşiyorsa, Türkiye fakirleşiyor demektir.
Türkiye’de 1,8 milyon esnafımız var.
Bunun 329 bini perakende satış yapıyor.
127 bin işyeri, gıda hizmeti sağlıyor.
Üç ay boyunca kapalı kalan bu işletmelerin çoğu açılmış olsa da,
salgından önceki cirolarının yarısını bile yapamıyorlar.
Çalışanları ve ailelerini de hesaba kattığınızda,
esnafımızın içine düştüğü darboğaz, 20 milyona yakın vatandaşımızı etkiliyor.
Sayın Ticaret Bakanı, 1 Haziran itibari ile, 606 bin 545 esnaf ve sanatkârımıza,
“Esnaf Destek Paketi” kapsamında, Halkbank kaynaklarından,
15 milyar 35 milyon lira tutarında kredi kullandırıldığını açıkladı.
Bu, her üç esnafımızdan biri, salgın sürecinde ilave borç yükü altına girmiş demek.
Esnaflarımızın çok büyük bir kısmı haftalık,
hatta günlük kazançları ile geçinen insanlarımız.
Çoğu esnafımızın kira borcu var.
Kredi kartı borcu var.
Elektrik borcu, su borcu, doğalgaz borcu var.
Eski satışlarını yapamadıkları için, her geçen ay daha da borçlanıyorlar.
Bunlar, esnafımızın üzerinde büyük bir yük olarak ödenmeyi bekliyor.
Üstüne, Haziran ayından itibaren, müşterinin azaldığı bir dönemde,
devlet tarafından tahsil edilecek vergi ve SGK primleri;
Ekim ayından yılsonuna kadar da,
hem cari dönemin, hem de ertelenen dönemin,
vergi ve primleri ödenmeye başlanacak.
Peki, esnafımız bunları olmayan geliriyle nasıl ödeyecek?
Elbette ödeyemeyecek.
Buradan iktidardakilere sesleniyorum;
Böylesine zor bir dönemde, elektrik, doğalgaz ve su faturalarının ertelenmesi beklenirken,
üstüne ödenemeyen faturalar nedeniyle, elektriğinin ve suyunun kesilmesi,
açma-kapama bedeli alınması,
esnafın kalan son iş yapma imkanını da elinden alıyor.
Borcu çok, geliri yok olan esnaf için, kepenk indirmekten başka çare bırakmıyorsunuz.
“Çalışan başına 10.000 lira işletme sermayesi desteği” önerimizi, işte bunun için yapmıştık.
Bu önerimizde ısrarlıyız.
Küçük işletmelere ve esnafımıza, çalışan başına 10.000 lira tutarında,
en az bir yılı faizsiz ve ödemesi bir yıl sonra başlayacak şekilde,
36 aylık işletme kredisini, “can suyu” olarak verin.
Yanında 3 kişi çalışan bir berber esnafımız, 30.000 lirayı,
7 kişi çalıştıran bir restoran sahibi, 70.000 lirayı hemen bugün alsın ve işyerini açık tutabilmek için kullansın.
Nakit akışına destek olmak amacıyla,
Bağkur ödemelerine, en az 3 aylık muafiyet getirin,
bu ödemeleri devlet yapsın.
Esnafımızın 2020 Mart ayından itibaren,
yılsonuna kadarki bütün vergi ve SGK ödemeleri,
Ocak 2021’den başlamak ve vade farksız 24 ayda ödenmek üzere, yapılandırılsın.
Buna, elektrik su ve doğalgaz faturaları da dâhil edilsin.
Zaten işlerine “kaldıkları yerden” devam edemeyen esnafımız,
yakın gelecekte bu borç yükü altında ezilme tehlikesi ile karşı karşıya…
Bugün, azalan talep ve artan maliyetler nedeniyle,
zor günler geçiren esnafımızın önemli bir kısmı,
dükkânını açtığında, iş yerini kapalı tutmaktan daha fazla zarar eder duruma düşebilir.
İşte bu nedenle “Her haneye, kişi başına 500 lira doğrudan devlet yardımı” önerimiz,
tam da bu esnafımız için hayati önem taşıyor.
Önermek bizden, uygulamak sizden.
Alın, uygulayın.
Dişe dokunur destek, işte böyle olur.
Japonya Merkez Bankası, Mayıs ayında sadece KOBİ’ler için toplam 695 Milyar dolar büyüklüğünde sıfır faizli finansman paketi açıkladı.
Sadece KOBİ’leri için GSYH’sının yüzde 13,6’sını ayırdı.
Bize oranlarsak sadece KOBİ’lerimiz için yaklaşık 700 Milyar lira ediyor.
Damat Bakan’ın Ekonomik İstikrar Kalkanı Paketinde,
doğrudan destekler, GSYH’mızın %3’ünü bulmuyor.
Atalarımızın güzel bir sözü var.
“Dereye su gelinceye kadar, kurbağanın gözü patlar.” derler.
Kendilerine “evde kal” dediğiniz esnaflarımıza,
hayatta kalabilmeleri için, yardım elini acil olarak,
hemen bugün uzatmanız gerekiyor.
Bu büyük millet,
Devleti onu her çağırdığında, düşünmeden gelmiştir.
Her seslenişinde, yükümlülüklerini yerine getirmiş, sorumluluk almıştır.
Hiçbir zaman, ne önünü, ne de arkasını düşünmemiştir.
Bugün, devletin milletinin yanında olma günüdür.
Yüksek mevkilerden atıp tutmakla olmuyor.
İnsanımızın içinde bulunduğu durumu iyi kavrayabilmek gerekiyor.
Dava arkadaşlarım;
Biz esnafın derdini Türkiye’yi zenginleştirerek çözeceğiz.
Milletin cebi para görecek ki, esnaf da kalkınsın.
21inci yüzyıl siyasetinde, hukuk var, adalet var, demokrasi var.
21inci yüzyıl siyasetinde, çağın gerisinde kalmış değil, çağı yakalamış bir yönetim anlayışı var.
21inci yüzyıl siyasetinde, suni gündemler değil, vizyon var, somut projeler var.
Kimse umudunu yitirmesin.
Biz bu anlayışla, projelerimizi ortaya koyuyoruz.
İktidara geldikten kısa süre sonra, Türkiye’yi bir bolluk dönemiyle tanıştıracağız.
Herkes bu bolluktan payını alacak.
Sadece zenginler değil, en alt gelir grupları da tüketebilecek.
Yalnızca hayatta kalmak için değil, keyfi için, sevdikleri için, çocukları için para harcayabilecek.
Tüketim tabana yayıldıkça, dükkanlar yeniden dolup taşacak.
Esnafın geliri artacak.
Ekonominin çarkları yeniden dönecek.
Bundan kimsenin şüphesi olmasın.
Değerli milletvekilleri;
Konuşmamın son bölümünde, Türkmeneli’ndeki duruma dikkatinizi çekmek istiyorum.
Biliyorsunuz Irak’taki seçimlerin ardından, yeni hükümeti kurma çalışmaları,
Türkmenler için bir yılan hikayesine döndürüldü.
Gerek nüfusu, gerekse aldığı oylar göz önüne alındığında,
Türkmenlerin bu hükümette yer alması gerekirken,
türlü oyunlarla kardeşlerimizin hakları, gasp edilmeye çalışıldı.
Başta Sayın Erdoğan olmak üzere, ilgili kurumlarımızı,
Türkmeneli’nin bu hakkının teslimi için, gerekli girişimleri yapmaya davet ediyorum.
Suriye’de, YPG’nin Cenevre görüşmelerinde, meşru bir aktör kimliği kazanması amacıyla atılan adımlara, engel olamadınız.
Bari, Irak’taki Türkmenlerin, hakkının hukukunun çiğnenmesine seyirci kalmayın.
40 yılda bir, bu ülkenin milli menfaatleriyle örtüşür bir adım atın.
Çünkü Irak yönetiminde söz sahibi Türkmenler,
Türkiye için de büyük bir güç olur.
Yaşadıkları tüm zorluklarda, “POYRAZ” essin diye bekleyen Türkmen kardeşlerimizin,
bu noktada yalnız bırakılmalarına gönlümüz razı olamaz.
Türkmen’in öz yurdunda garip kalmasına, vicdanımız seyirci kalamaz.
Buradan söz veriyorum;
Biz gelince hiçbir kardeşimiz, “Neredesin kavim gardaş?” diye sormayacak.
Çünkü biz gelince, “POYRAZ” esecek.
Biz gelince, Türk gelecek.
Bu vesileyle, bir kez daha;
Selam olsun Türkmeneli’ne.
Selam olsun “Türk menem” diyenlere.
Türkmeneli var olsun, Tanrı Türk’e yar olsun.
Toplantımızı şereflendirdiniz.
Sağolun, varolun, Allah’a emanet olun.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.