İYİ PARTİ GENEL BAŞKANI MERAL AKŞENER GRUP KONUŞMASI | İmaj Haber : İmaj Haber
DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 21°C
Gök Gürültülü

İYİ PARTİ GENEL BAŞKANI MERAL AKŞENER GRUP KONUŞMASI

İYİ PARTİ GENEL BAŞKANI  MERAL AKŞENER GRUP KONUŞMASI
09.07.2020
64
A+
A-

Aziz milletim, değerli milletvekilleri, kıymetli basın mensupları;
Sizleri saygı ve sevgiyle selamlıyorum.
Sözlerimin başında, Hendek’te yaşanan patlamada hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, ailelerine sabır diliyorum.
Yaralılarımıza acil şifalar diliyorum.
İYİ Parti olarak konuyu yakından takip ediyoruz, olası ihmallerin takipçisi olacağız.
Değerli milletvekilleri;
17 Haziran’daki grup konuşmamda,
Vaat edildiği halde, halen bir Türkmen kardeşimizin,
Irak Hükümetinde bakan yapılmamış olmasından duyduğumuz,
rahatsızlığı dile getirmiştim.
Bu konuda bir de çağrıda bulunmuştum.
Bu çağrımızın Irak Hükümeti nezdinde yankı buldu.
Oluşturulacak Devlet Bakanlığı için ismi önerilen,
Hasan Özmen’in şahsında Irak’taki Türkmen kardeşlerimizi tebrik ediyorum.
Ancak, bu olumlu gelişmeye rağmen,
kardeşlerimizin bir hükümetten diğerine, farklı tavırlarla karşılaşılması riski,
maalesef hala devam ediyor.

Bu riskin giderilmesi için,
Türkmen kardeşlerimizin statüsünün,
Anayasal bir güvenceye ve coğrafi bir tanıma kavuşturulması gerekiyor.
İYİ Parti olarak, iktidarı bu yönde bir politikayla Türkmen kardeşlerimizin yanında olmaya çağırıyoruz.

Yol arkadaşlarım;
Geçtiğimiz hafta, yakın tarihimizdeki iki büyük acının yıl dönümüydü.
Sivas’ta yakılan da bizdik, Başbağlar’da vurulan da bizdik.
O kara günlerde kurşunların adresi, alevlerin hedefi,
tek tek canlarımız değil, bütün milletimizdi.
Huzurumuzdu, birliğimizdi, beraberliğimizdi…
2 Temmuz 1993’te, Madımak’ta yanan ateşin ardından,
oğlu, Nesimi için şöyle diyordu;
“Bir cefam var idi bin oldu,
Aktı gözüm yaşı sel oldu,
Yaz baharım döndü kış oldu,
Sen benden gittin gideli.”
Madımak, 27 yıldır sönmeyen bir ateştir.
Madımak, 83 milyonun yüreğini yakan bir ateştir.
Madımak, “İnsanım” diyebilen herkesin yüreğini kavuran bir ateştir.
33 insanımızı kaybettiğimiz Madımak’tan 3 gün sonra,
insanlığın sustuğu bir başka yer Başbağlar’dı.
Terör örgütü yaşananları fırsat bildi, Başbağlar Köyü’ne saldırdı.
Vatan bilen, bayrak bilen insanlarımıza kurşun yağdırdı.
“Kim duyar bu feryadı, kan gölüne, sele bak.
İnsanlık yara bağlar, Başbağlar kara bağlar.”
Biz, Madımak’la Başbağlar’ı ayıranlardan değiliz.
Biz, Madımak için adım atıp, Başbağlar’da sus pus olanlardan hiç değiliz.
Biz, her iki acıyı da, kendi acımız bilenleriz.
Biz, insanlık ateşe verilmesin, vicdanlara kurşun sıkılmasın diyenleriz.
Allah, 27 yıl önce kaybettiğimiz vatandaşlarımıza rahmet eylesin.
Allah, canları ateşe atanları, canlarımıza kurşun sıkanları kahretsin.
Allah, milletimize bir daha böyle acılar yaşatmasın.
Kaybettiğimiz vatandaşlarımızın ruhları şad, mekanları cennet olsun.

Aziz milletim;
Son günlerde, geçmişte defalarca yapılan hataların tekrarlandığına şahit oluyoruz.
Daha iki gün önce yine bir orman yangınına kahrolduk.
Güzelim Gelibolu ormanları yandı.
300 hektarlık alandaki güzelim ağaçlar kül oldu.
Açıklamalar yine aynı.
Beceriksizlikte bir dünya markası olan Tarım Bakanı’ndan,
yine göstermelik üzülmeler,
yine numaradan bir ciddiyet hali,
yine “olayı yakından takip ediyoruz” havaları…
Ama yine uçak yok, yine müdahale yetersiz.
Geçen sene yaşanan yangınlardan,
yine ders almak yok, yine planlama yok.
Her şeye para var, ama her sene çıkan orman yangınları için alınacak yangın söndürme uçaklarına para yok.
Çünkü hala akıl yok, hala liyakat yok, hala en ufak sorumluluk bilinci yok.
Allah ıslah etsin.
Değerli milletvekilleri;
Acılardan ders almak kadar, tecrübelerden ders çıkarmak da önemli.
Daha önce denenmiş ve işe yaramamış yöntemlerden medet ummak,
insanın yapabileceği en büyük hatalardandır.
Einstein’ın dediği gibi “Delilik aynı şeyleri tekrar tekrar yapıp farklı sonuçlar beklemektir.”
Ak Parti iktidarı, defalarca denenmiş metotları,
kimi zaman gündem değiştirmek için,
kimi zaman da algı operasyonları için kullanmaya devam ediyor.
Sosyal medya üzerinden koparılan fırtınalar bunun bir başka örneği…
Öncelikle şunu ifade etmek isterim ki;
Biz sosyal medya platformları ve internet şirketleri için,
ülkemiz kanunlarıyla uyumlu bir hukuki ve mali altyapının hazırlanmasına,
düzenlemeler getirilmesine karşı değiliz.
Avrupa Birliği başta olmak üzere birçok gelişmiş ülke,
vatandaşlarını korumak için bu tip adımlar atıyor.
Biz de bu adımları atmalıyız.
Ancak;
bunu yasaklarla değil,
özgürlükleri sınırlayıp, insanlarımızı mağdur ederek değil,
aklı selimle yapmaktan yanayız.
Gerekli yasaları çıkaralım,
ahlaksızlara karşı caydırıcı önlemleri alalım,
milletimizin hakkını-hukukunu güvence altına alalım.
Ama ilk adımı şöyle atalım;
Türkiye’de, internet üzerinden, sosyal medya ağlarında,
insanların onurlarına, ailelerine her tür hakareti yapan,
iktidarın maaşlı trol ekibini dağıtalım.

İşe oradan başlayalım.
Hamaset yapmadan, siyasi rant peşinde koşmadan,
kişisel hırsları bırakıp, her bir vatandaşımızın hak ve hukukunu korumayı amaçlayalım.
Yani, işe samimiyetle başlayalım.
Ama maalesef görüyoruz ki;
Samimiyet yerine hep art niyetle harekete geçiyorlar.
Hep bir gizli ajandaları var, olayları bahane edip, “fırsat bu fırsat” diyorlar,
Kendi istediklerini Türkiye’ye dayatıyorlar.
Mesela;
Barolardan rahatsızlar.
Barolar bağımsız olmasın, kendi sözlerinden çıkmasın istiyorlar.
Bu nedenle kafaya koymuşlar;
körükledikleri toplumsal ayrışmaları barolara yansıtacak,
Yandaş baro konseptinin önünü açacak bir model getiriyorlar.

Bir bakıyorsunuz;
Ankara Barosu’nun haddi aşan açıklamasını bahane edip,
tamamen yanlış bir uygulamanın yolunu yapıyorlar.
Mesela;
Kadınlara gıcıklar.
Türk kadını yükselmesin, hep geride kalsın, haddini bilsin istiyorlar.
Kadın, hakkını, hukukunu koruyamasın istiyorlar.
Bu nedenle kafaya koymuşlar;
kırk yılda bir doğru yaptıkları bir iş olan, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilecekler.
Bir bakıyorsunuz;
LGBT yürüyüşünü tartışmaya açıp, sanki konu oymuş gibi algı oluşturmaya kalkıyorlar.

Mesela;
İnterneti kontrol edemiyorlar.
Gençlerin özgürce kendilerini ifade etmelerinden rahatsızlar.
Bu nedenle kafaya koymuşlar;
internete ve sosyal medyaya yasak getirecekler.
Bir bakıyorsunuz;
Düne kadar kendi trollerinin yaptığı iğrençlikleri görmezden gelmemişler gibi,
kendilerine yapılan alçakça bir saldırıyı bahane edip,
ahlak üzerinden kamuoyu oluşturmaya çalışıyorlar.

Dava arkadaşlarım;
Bakın ben size, getirmek istedikleri sosyal medya yasaklarının gerçek sebebi nedir söyleyeyim.
Twitter ne yaptı?
İsmi cismi, yeri yurdu belli olmayan, iktidarın maaşlı trollerinin hesaplarını kapattı.
Film de ondan sonra koptu…
Yapılan ahlaksızlıklardan önce, kendi kurdukları ahlaksız bir ekibin engellenmesine kızdılar.
İşin özü bu.
Eğer öyle olmasaydı,
Daha bir hafta önce,
gençlere sosyal medyayı ve interneti öve öve bitiremeyen Sayın Erdoğan,
bir hafta sonra “Karşıyız, yasaklayacağız.” der miydi?

Aziz milletim;
Kötü üzerinden hesap yapmak, iyilik getirmez.
“Fırsat bu fırsat” diyerek adım atmakla, meseleler çözülmez.
Ak Parti’nin 18 yıllık hikayesinin özeti,
Tek tip insan yetiştirme saplantısıdır.
Farklı olanları dönüştürme sevdasıdır.
Farklı düşünceleri ezerek susturma çabasıdır.
Konuşmamın başında Madımak dedim, Başbağlar dedim.
Farkında mısınız;
Aynı ateş, sosyal medyada defalarca yakıldı,
hala da yakılmaya devam ediyor…
Her gün birileri linç ediliyor.
Her gün birileri hakarete uğruyor.
Her gün birileri susturulmaya çalışılıyor.
Kendisi bizleri düşman ilan etmek için elinden geleni yapıyor;
Küçük ortak her gün yeni bir öfke nöbeti geçiriyor;
Minik ortak yıllardır birilerini hedef gösteriyor…
Bizzat kendisi şikayetçi oluyor,
Türkiye’nin önde gelen sanatçıları mahkeme koridorlarında süründürülüyor.
Masum gazeteciler tutuklanıp cezaevine konuluyor.
Ama muhalif kadınlara tecavüz tehdidinde bulunan şeref yoksunları,
takipsizlik alıyor.
Tek bildikleri nefret ekip, öfke biçmek.
Ama Sayın Erdoğan’a sorarsanız,
Suçlu Netflix.
Suçlu Twitter.
Suçlu Youtube.
Sayın Erdoğan,
Toplumdaki gerilimi bastırmak için sosyal medyayı kapatmak,
Madımak’lar yaşanmasın diye, otelleri kapatmaya benzer.
Böyle ahmakça tedbirlerle sonuç alamazsın.
Bizzat sebebi olduğun çirkinliklerin sorumluluğunu kabul edip;
gereken doğru adımları atmazsan, değişen tek şey cinayet mahalli olur.
Onca insanımızın çektiklerinin vebali,
Onca kadınımızın yaşadıklarının hakkı sende kalır.

Dava arkadaşlarım;
Bu zihniyet, tek adam rejimlerinin genel karakteridir.
Kafan bozuldu diye, kapatmak, imha etmek, hapse atmak,
Dislike ettiler diye sosyal medyayı yasaklamak,
“Oy moy yok” dediler diye gençlerin dünyasına duvar örmeye kalkmak,
Hep aynı zihniyetin ürünüdür.
Bu zihniyet, dünyayı takip eden, özgürlüğüne düşkün gençlerin çağında işe yaramaz.
Buradan Sayın Erdoğan’ı uyarıyorum;
Tarih şahittir ki, gençlerin önüne örülen hiçbir duvar ayakta kalamamıştır.
Hele ki Türk gençliğinin önüne set çekmeye kalkarsan,
nasıl bir sel olduklarını anladığın gün, her şeyi kaybettiğin gün olur.
Şimdiye kadar eline Türkiye’yi birleştirmek adına pek çok fırsat geçti.
Ama sen, toplumun korkularını dindirmek yerine, korkutmayı seçtin.
Uzlaşmak yerine, zıtlaşmayı seçtin.
Söndürmek yerine, benzin dökmeyi; birleştirmek yerine ayırmayı seçtin.
Gazetecileri dinleyip, ne söylüyorlar anlamak yerine;
Onları susturmayı seçtin.

Sayın Erdoğan,
Türkiye’yi bu hale getirmeyi sen kendin seçtin.
Aziz milletim;
İşte değişmesi gereken bu zihniyettir.
Sosyal medyadaki gerginliğin azalması,
Toplumsal şiddetin engellenmesi için,
Değişmesi gereken, zehir saçan bu ağızlardır.
Bu kararmış kalpler, nefretle çürümüş bu vicdanlardır.
Yani aslında değişmesi gereken;
Herkesi kendine benzetmeye çalışan bu iktidar,
Herkesi susturup, kendi konuşan Sayın Erdoğan’dır.

Değerli milletvekilleri;
Bugün 8 Temmuz.
Bundan tam iki sene önce, 9 Temmuz 2018’de,
Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nin ilk kabinesi ilan edildi.
Ekonominin dümeni Damat Bakan’a teslim edildi.
Gelin, geçen sene yaptığımız gibi,
bu sene de iktidarın karnesine birlikte bakalım.
Gelin, Partili Cumhurbaşkanlığı sistemi,
ülkemizi uçurmuş mu birlikte inceleyelim…
İki sene önce 1 dolar, 4,60 liraymış.
Bugün 6.85’ten işlem görüyor.
Yani iki senede Türk Lirası yüzde 50 değer kaybetmiş.
Geçen iki senede, ekonomi yüzde 6 buçuk küçülmüş,
özel sektör yatırımlarıysa yüzde 16 azalmış.
Mesela kişi başı milli gelirimiz, zihni siniri bile sinir eden politikalar yüzünden,
9 bin doların altına düşmüş.
Mesela, tarımda çalışanların sayısı 450 bin,
hizmet sektöründe çalışanların sayısıysa 350 bin kişi azalmış.
Sanayide çalışanların sayısı ise sadece 35 bin kişi artmış.
Yani Türkiye’yi uçuracak yıldız kadronun icraatları sayesinde,
istihdam kaybı 750 bine ulaşmış.

Tam bu noktada;
Merak eden vatandaşlarımız için,
Öfkelenip, yarın ilk iş üst perdeden itiraz edecek olan Ak Partili arkadaşlar için,
“Damat Bakan candır” diye kendini parçalayacak küçük ortak temsilcileri için;
Daha akşam olmadan “yalan söylüyorsun” diye çemkirecek propagandist medya mensupları için;
Bir konuyu açıklığa kavuşturmak istiyorum.
Bunlar, bizim tespitlerimiz değil, devletin resmi rakamları…
Hani şu genel müdürlerini, bölge müdürlerini sürekli değiştirdikleri kurum var ya;
İşte onun verileri.
Devam edelim…
İki senelik enflasyon yüzde 30 olmuş.
Gıda fiyatlarındaki artışsa ortalama yüzde 35…
Bu kadar talep daralmasına rağmen, Türkiye kendi sınıfında,
dünyanın en yüksek enflasyona sahip ülkelerinden biri olmuş.
Şimdi;

Hal böyleyken,
Devletin resmi kurumlarının, resmi istatistikleri ortadayken,
Gelmekte olan geliyorken,
Damat Bey ve kayınpederine önerim,
Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi’ni ve onun getirdiği ekonomik çöküntüyü,
türlü yalanlar üreterek savunmayı artık bir zahmet bıraksınlar.
Hiç hoş olmuyor, devleti yöneten insanlara hiç yakışmıyor…
Buradan Sayın Erdoğan’ı uyarıyorum:
Dış kaynak sağlamadan, cari açığı azdırıp,
üstüne bir de yüksek enflasyon yaratırsanız,
sizi bu durumdan yeni atadığınız TÜİK Başkanı’nın,
düzenlenmiş rakamları bile kurtaramaz.
Ekonomiyi damadının top havuzu haline getirip,
gönlünce oyun oynamasına müsaade etmeye devam edersen,
2020’nin geri kalanı da, 2021 de riske girecek, bilesin.
Gitsin başkasının hazinesiyle oynasın, milletimizi rahat bıraksın.

Değerli milletvekilleri;
Biz bunları söyleyince, üstelik de resmi rakamlarla söyleyince bize çok kızıyorlar.
Ama onlar kızsalar da, hakaret etseler de biz hakikati söylemeye devam edeceğiz.
Çünkü milletimize söz verdik, ve sözümüzden asla dönmeyeceğiz.
Gelin şimdi hep beraber Sayın Erdoğan’ı biraz daha kızdıralım…
Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın “2019 Genel Faaliyet Raporu”nda,
2019 bütçesinde hedefin neden tutmadığı bir bir anlatılıyor.
Yani bir anlamda Cumhurbaşkanlığı’nın itirafnamesi de diyebiliriz…
Mesela deniyor ki;
“Cari transferler için öngörülen 391 milyar 300 milyon lira ödenek,
eklemelerle 402 milyar 200 milyon liraya çıkarıldı.”
Mesela deniyor ki;
“Hazine yardımları ödeneği 130 buçuk milyar liraydı, ama 136 milyar liraya çıktı.
Görev zararları için 79 milyar 600 milyon lira ödenek öngörüldü,
ama zarar 91 milyar 300 milyon lira oldu.”
İşe bakar mısınız, görev zararı 91 milyar 300 milyon lira…
Neredeyse tarımdaki ithalatımız kadar.
Hiçbir özel şirket, bu kadar görev zararı ettireni orada oturtmaz.
Patronun damadı bile olsanız orada oturamazsınız.
Ama bu milletin devletinde maalesef oturtuyorlar…
Ve geldik en önemli noktaya…
Cumhurbaşkanlığı’nın raporunda deniyor ki;
“Karayolları Genel Müdürlüğü’nün, yap-işlet-devret projelerinin,
yani otoyol, köprü ve Avrasya Tüneli’nin,
garanti ve katkı ödemeleri de artışta etkili oldu.”
Ve devam ediyor, buraya dikkat;
“Böylece “kamu-özel sektör işbirliği” ile yürütülen projeler için verilen taahhüt, 2019 sonunda 17.2 milyar dolara ulaştı.”
Rakam küçük gözüksün diye dolar cinsinden yazmışlar…
Peki bu rakamın Türkçesi ne?
Tam 116 milyar 450 milyon lira.
Yani pandemi dolayısıyla fakir fukaraya verilen 10 milyar liralık desteğin,
11 katından fazla.
Yani milyonlarca vatandaşımıza 10 milyar lira,
saray müteahhitlerine 116 milyar lira ödenmiş.
O para, milletimizin parası.
O hazine, milletimizin hazinesi.
Yazıktır, günahtır.
Ne müteahhitmiş arkadaş.
Ne büyük dostlukmuş arkadaş…
O beş müteahhidinizi bir türlü doyuramadınız gitti.
Eşi dostu zengin etmekten bir türlü bıkmadınız gitti.
İsrafa, şatafata bir türlü doyamadınız gitti…
Yazıklar olsun!

Aziz milletim;
Bütün bu iş bilmezliklerle, Türk ekonomisinin geldiği nokta ortada.
Bunu en iyi sizler yaşıyor, en iyi sizler biliyorsunuz.
Bakkalda, markette, manavda, ödenemeyen faturalarda yaşıyorsunuz.
Çalışanlarımızın, memurlarımızın, durumu ortada.
Esnafımızın, işletmelerimizin, KOBİ’lerimizin durumu ortada.
İşsiz vatandaşlarımızın, gençlerimizin durumu ortada.
Emeklilerimizin, emekli olamayan EYTlilerimizin durumu ortada.
Besleyip büyüttüğü müteahhitlerin parasını eksizsiz ödeyen iktidarın,
en düşük memur emeklisine reva gördüğü 148 lira zam ortada.
En düşük işçi emeklisine yapılan 72 lira zam ortada.
Emeklilerimize günlük 2 buçuk lira, günlük beş lira zammı reva gören hükümet,
Türkiye’de açlık sınırının 2431 lira,
yoksulluk sınırının da 7942 lira olduğunu bilmiyor mu?
Milyonlarca vatandaşı yoksulluk ve açlık sınırının altında yaşayan bir ülkenin ekonomisi,
nasıl oluyor da uçan ekonomi oluyor?
Damat Bakan’a göre borsamız rekor kırıyor,
kayınpederine göre şahlanmamıza herkes tanık oluyor.
Sözüm ona dünya bize hayran, Avrupa bizi kıskanıyor…
Ama nedense ne bu rekorlar, ne de bu şahlanma,
aziz milletimin tek bir ferdinin hanesine uğramıyor.

Aziz Milletim;
Biliyorsunuz, birkaç haftadan beri bu kürsüyü, sözün asıl sahibine, yani milletimizin kendisine bırakıyoruz.
Bugün söz emeklilerimizin ve kanayan yaramız olan EYT’li vatandaşlarımızın olacak.
İlk olarak emeklilerimizin dertlerini milletimizle paylaşmak üzere,
Tüm Emek-Der Genel Başkanı Sayın Satılmış Çalışkan Bey’i,
Milletin Kürsüsü’ne davet ediyorum.
Buyurun Sayın Başkanım.

Teşekkürler Sayın Başkanım.
Bakın;
Ülkesine, milletine yıllarca hizmet etmiş insanlarımızın sorunları ve talepleri bunlar.
Bu konuda iktidara sayısız çözüm önerisi sunduk.
Emeklilerimiz sadece kendi hayatlarından değil,
evlatlarının hayatlarından da sorumlu.
Çocuk okutuyorlar, oğullarını-kızlarını evlendiriyorlar.
Sırtlarındaki yük ortada.
Milletten kopan bir iktidar, çevresindekilerin saltanatına bakıp,
her şeyi yolunda zannediyor.
Ne diyordu Fazıl Hüsnü Dağlarca;
“Gardaş, senin dediklerin yok,
Halay çekilen toprak, bu toprak değil.
Çık hele Anadolu’ya,
Kamyonlarla gel, kağnılarla gel gayrı,
O kadar uzak değil.
Kuvvetlisin, ama kuvvet hak değil.
Bakımsızlıkla göçüp gitmiş bir cihan,
Mevsimler soğumuş, sular azalmış,
Buğday, Selçukludan kalan başak değil.”
Sayın Erdoğan’a açık ve net bir çağrı yapıyorum;
Bir devleti yönetmek, gerçekleri görmeyi gerektirir.
Tarih, kendini saraya kapatanların sebep olduğu felaketlerle doludur.
Vatandaşın kanayan yarasını saramazsan, oralarda oturmanın anlamı yoktur.
Vatandaşını duymazsan, o makamlarda tek bir dakika geçirmeye bile hakkın yoktur.
Vatandaşı gör, insanımızı duy artık.
Sana o makamları bahşeden bu aziz milletin derdiyle dertlen artık.
Aziz milletim;
Emeklilerimizin sesini dinledik.
Şimdi milletin kürsüsü, bir başka çileli kesimin olacak.
Onlar emekli de olamıyorlar.
Zamanları dolsa da, yaşı bekleyinceye kadar maaş alamıyorlar.
Çalışmaya kalksalar, onca genç dururken, çalışacak bir iş bulmakta zorlanıyorlar.
Sözü ve kürsüyü;
Benim tarifimle, Emeklilikte Saraya Takılanlara,
Herkesin bildiği tarifiyle, Emeklilikte Yaşa Takılanlara bırakıyorum.
Marmara EYT Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Genel Başkanı,
Sayın Gönül BORAN ÖZÜPAK aramızda.
Buyurun Gönül Başkanım, kürsü sizindir.

Teşekkür ediyorum.
Bakın konuşan biz değiliz, konuşan milletin ta kendisi.
Bu iş parti işi değil, bu iş insan işi, vatandaş işi.
Türkiye’yi yöneten, bu derde çözüm bulmak zorundadır.
Bu kadar basit.
Meclise girdiğimizden beri EYTli kardeşlerimiz için çok çalıştık.
Öneriler sunduk: “Mecliste komisyon kuralım, üzerinde çalışalım.” dedik.
Hep “hayır” cevabı aldık…
EYT’lileri namus meselesi ilan edenler, seçimden sonra yarı yolda bıraktı.
İYİ Parti olarak biz bu konuda kararlıyız, bu sorun çözülene kadar durmayacağız.
Bu sesi duy Sayın Erdoğan!
Millet size güvendi, oy verdi.
Şimdi derdine çare bekliyor.
Ama vatandaşı yük görmeye devam eder ve gereğini yapmazsanız,
Çok beklemeyecekler;
Biz geleceğiz, biz yapacağız!
Bundan kimsenin endişesi olmasın…
Aziz Milletim;
Hep söylüyorum, söylemeye de devam edeceğim.
Sorunumuz bu ucube sistemin ta kendisi.
Türkiye’nin kalkınmak için, zenginleşmek için imkanları var, kaynakları var.
Yeter ki doğru kullanılsın.

Bakın;
Sayın Erdoğan ve ekibinin yanlışları, sadece bireysel hak ve özgürlüklerimizi kısıtlamakla kalmadı.
Türkiye’ye olan güveni de yerle bir etti,
Türkiye’nin kalkınmasını engelledi.
Yatırımlar azaldı.
Tüketim azaldı.
İşsizlik arttı.
Ülkenin kaynakları eridi.
Menemen bile zengin yemeği oldu.
Bu acı tablo ortadayken, onlar başka şeyleri konuşalım istiyorlar.
Suni gündemlerle uğraşalım istiyorlar.
Ve millet bu suni gündemlerde boğulurken,
Onlar özel jetlerle seyahat etmeye, saraylarında sefa sürmeye devam ediyorlar.
Siz verginizi verirken, onlar saray zenginlerinin vergi borçlarını affediyorlar.
Siz geçim darlığında çile çekerken,
onlar sizin hakkınızı, rant simsarlarına dağıtmaya devam ediyorlar.
Siz fakirleşirken, onlar zengin oluyorlar.
“Tek Akıl, Tek Medya, Tek Damat, Tek Adam” yönetim modelinin,
Yani, Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nin ülkemizi getirdiği nokta işte budur.
Yapılamaz denileni yapan yol arkadaşlarım;
Hazır olun!
İşinin ehli insanlarımızla,
Önce millet, sadece millet diyen ufkumuzla,
Üretim odaklı, katma değer odaklı,
sürdürülebilir kalkınma vizyonumuzla,
İktidar olacağız ve şahlanma neymiş herkese göstereceğiz.
Kendilerini bu devletin sahibi sanan sarayzadelere,
devletin asıl sahibi kimmiş göstereceğiz.
İyileştirilmiş ve Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’le,
ülkeyi gerçek sahibine, yani milletimize geri vereceğiz.

Türkiye çaresiz değil.
Türkiye’nin karşılaştığı tüm sorunlarını çözecek gücü de var, kaynağı da var.
Çıkış için yol bulamayanlar, yol açar, liyakat sahibi kadrolar gereğini yapar.
İşte siz, iyi ve cesur insanlar;
sizler o kadrolarsınız.
Bütün baskılara, bütün tehditlere rağmen, yola çıktınız ve dimdik yürüyorsunuz.
Cesursunuz, İYİsiniz,
Koltukların değil, milletin derdindesiniz.
Yalanın, iftiranın değil, hakkın, hakikatin peşindesiniz.
Ve hepimiz biliyoruz ki;
Allah haktan ve haklıdan yana olanların yanındadır.
Allah İYİlerin yanındadır.
Ve İYİler mutlaka kazanır!
Gayret sizin,
Karar milletimizin,
Takdir Yüce Yaradan’ındır.
Millet yolunda Allah yar ve yardımcımız olsun,
Allah’a emanet olun.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.